AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Valeria

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Valeria Delacrousé
Dırdırcı Editörü


Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 22/01/10

RPG
RPG Düzeyi:
50/50  (50/50)

MesajKonu: Valeria   Cuma Ocak 22, 2010 7:36 pm

Gecenin karanlığına saklanırcasına henüz yeni sayılan dükkânımıza ilerliyordum. Knuckturn Yolu'nun karanlık ve ıssız hali garip bir şekilde hoşuma gidiyordu bu akşam. Normal zamanlarda yalnızca işlerim için geldiğim bu gizemli sokakta yürümek, artık bir işten çok zevk haline gelmişti benim için. Havadaki esinti ile cübbeme daha sıkı sarılarak, asamın varlığını hissetmeye çalıştım. Bu sokaklarda asasız yürümek, oldukça tehlikeli bir işti. Rüzgâr gittikçe güçleniyordu. Cübbemin yakalarını ellerimle birleştirirken adımlarımı hızlandırdım. Gece karanlığında neredeyse önümü bile göremezken yürümek oldukça zordu. Kısa süre sonra dükkânın siyah demir kapısının önündeydim. Dükkân sadece, karanlık büyücülerin geleceği bir içki dükkânı gibi görünse de bundan fazlası vardı; aslında bu geceden sonra olmasını umuyordum. Cebimden çıkardığım anahtar ile dükkânın büyük kapısını yavaşça açtım. İçerisi de sokaklar gibi karanlıktı ve hiç bir şey görünmüyordu. Bir şeylere çarpmamaya çalışarak, köşedeki siyah pufların yanında duran ufak lambayı açtım. Lambadan çıkan loş ışık, dükkândaki her şeyin gözükmesine yetiyordu. Antika süslerimiz, siyah ahşap masalarımız ve bar bölümündeki içkilerimiz, oldukça hoş bir uyum içindeydiler. Memnun bir ifadeyle gülümseyerek cübbemi çıkardığım gibi siyah pufların üzerine yığıldım. Oldukça yorucu bir gündü. Bir an önce Praskovia'nın gelmesini ve o müthiş tozun yapımına başlamak istiyordum. Başımı hafifçe kaldırıp, kapının tarafına çevirdim; ancak görünürde kimse yoktu. Homurdanarak ayağa kalktım ve kendime bir içki aldım. Praskovia her seferinde geç kalmayı nasıl başarabiliyordu, anlamıyorum. Likör boğazımdan geçerken, yakıcılığını tüm benliğimde hissedebiliyordum. İçkinin etkisiyle kafamın karışmasını ve hata yapmayı istemediğim için, bardağı gönülsüzce tezgâha bıraktım. Çalışmalarımızın başında yaptığımız hatalar, yanlış formüller Praskovia'nın ev cinlerinin ölümüyle sonuçlanmıştı. Ev cinleri umurumda değildi; ancak yaptığımız her hata; kardeşlerimin tersine beni gitgide yıldırıyordu. Ufacık bir toz için bu kadar deneme ve hata, benim gibi biri için kaldırılabilinecek iş değildi. Elimizden geleni yapmamıza rağmen, olmuyor ve olmuyordu. Bir kaç kez bu düşüncelerimi kardeşlerime aktarmıştım; ancak tepkileri benim düşüncelerim aksine pes etmemek yönündeydi. Daha işin başında olduğumuz için ben de kabullendim ve çalışmalara devam ettik; ancak bu gece bu formül işi benim için öyle ya da böyle bitecekti. Çünkü artık dayanamıyordum. Tüm zamanımızı bu formüle veriyorduk ve ben buna katlanamıyordum.


Kapının açılmasıyla az önceki düşüncülerimden hızla sıyrıldım. İçeriye siyah cübbesiyle Praskovia girmişti. Cübbesinin şapkasını açarken yüzündeki sinsi gülümseme heyecanının bir göstergesiydi.. “ Gece için hazır mısın Val?” Tanrım, ne kadar da istekli görünüyordu; ancak ben onun aksine her zamankinden mutsuz bir ifade takınmıştım. Tavırlarımın doğruluğundan şüphelerim vardı, aslında. O kadar şeyin üstesinden geldikten sonra, bu gece de başaramasak bile onları yüz üstü bırakmak ne kadar doğru olabilirdi ki? Tekrar bu düşünceleri tartmaya başlıyordum. Bunu birçok kez yapmıştım; ancak hala net kararımı verememiştim. Ama artık bunun için fazlasıyla geçti. Kendime gelmek için başımı hafifçe salladım. Yüzümde beliren sinsi gülümsemeyle onu yanıtladım. “ Elbette, kardeşim. Bu gece bu formülü bulmalıyız.” İstekli görünmeye çalışıyordum ve bunu başarıyor gibiydim. Beni bunaltan düşüncelerden kurtulmalı, sadece formüle odaklanmalıydım. Bu son gece değil, her şeyin başladığı gece olmalıydı.


Praskovia, isteksizliğimi anlamış olacak ki; bana manalı bir bakış atarak tozumuz için en önemli maddenin bulunduğu, vampir kanını sakladığımız mahzene doğru yürümeye başladı. Kendinden emin tavırlarının, bana istek aşıladığının farkındaydım. Bu gece o tozu elde edeceğimizden emindi; ancak benim aklımdaki soru işaretleri hiç silinmiyordu. Üstelik bu gece yanında ev cinini de getirmemişti. Kimin ya da neyin üstünde deneyeceğimiz hakkında şüphelerim vardı. Mırıldandığı şarkı, oldukça tanıdık ve hoş ezgilere sahipti. Şarkının ritmine uyarak merdivenden inerken karnımda ağrıların oluştuğunu hissediyordum. Bu gece gerçekten de heyecanlıydım ve buna ben bile şaşırıyordum. Bir yanım yine beceremeyeceğimizi düşünürken, diğer yanım bu gece olacağından emindi. Doğrusunu söylemek gerekirse benim içimdeki bu garip heyecanda buna işaret ediyor gibiydi. Her ne kadar kendimi fazla umutlandırmak istemesem de, ben de bu gece için diğer denemelere oranla daha umutluydum. Artık, kesinlikle olmalıydı. Her denemede toza bir adım daha yaklaşıyorduk. Üstünde tozu denediğimiz ve ölen ev cini sayısı her seferinde azalıyordu. Bunları düşündükçe, içimde bir umut ışığı beliriyordu; ancak başarısızlığı düşündükçe bu ışığın güçsüzleştiğini hissediyordum. Tanrım, neden bu kadar umutsuz olmak zorundaydım ki? Kardeşlerimi örnek alıp bu kadar kolay silip atmaktan vazgeçmeliydim. Ayağımın kayması ve sendelememle düşünce dünyamdan sıyrılıp, gerçek dünyaya döndüm. İçerideki hava akımı ile yüzüme gelen saçlarımı cebimden çıkardığım lastik tokayla hızlıca toparladım. Hiçbir şey dikkatimi dağıtmamalı, hata yapmamalıydım. Mahzene iner inmez, adımlarımızı hızlandırıp içindekilerin görünmemesi için büyülediğimiz kazana yaklaştık. Praskovia, birkaç kez kazanın etrafında döndükten sonra asasını çıkararak yaptığımız görünmezlik büyüsünü kaldırdı. Kazana bakarak derin bir nefes aldım ve kardeşimin yanına doğru yürümeye başladım. “ Sana daha öncede söylediğim gibi V, o kanın miktarını azalttığımızda toz gerçeğe dönecek ve istediğimiz şeyi alacağız.” Bu sefer ona gerçekten inanmak istiyordum. İstediğimiz şeyi bu gece gerçekten de almalıydık. Onu güçlendirmek istercesine kolunu tutup emin bir ifadeyle gülümsedim. Kendi umutsuzluğumu ona yansıtıp, onun da canını sıkmaz istemiyordum. “ Önden buyur kardeş. Miktarı sen azalt.” Ona bakarak başımı salladım ve kazana bağlı şişeye doğru yaklaştım. Ne kadar azaltacağımı belirlemek için kazanın yanındaki kaşığı aldım ve şişenin içindeki tüm kanı boşalttım. Her hangi bir miktar hatası yapmamam için şişe temiz olmalıydı. Kanın çok az bir miktarının yeterli olacağını, Praskovia’dan öğrendiğim için elimdeki kaşığın sadece yarısını vampir kanı ile doldurdum. Heyecanım giderek artıyordu. Karnımda hissettiğim sancının güçlendiğini, nefes alış verişlerimin hızlandığının farkındaydım; ancak bunlara aldırmayarak kanı yavaşça kazana bağlı şişeye döktüm. Şişenin altındaki ince borudan sıvı geçmesini engelleyecek parçayı diğer elimle açtım. Kan, yavaş yavaş kazana giderken ikimizde tüm dikkatimizi bunda yoğunlaştırmıştık. Nefes alış verişlerimi düzene sokmak için elimi göğsüme götürüm derin nefesler almaya başladım. Şimdi kalp atışlarımı daha net hissediyordum. Tüm kanın kazana yavaş yavaş akmasını izlerken, karnımdaki sancılar daha da şiddetleniyordu. Hayatım boyunca yaşadığım en heyecanlı anlardan biriydi, bu. Dile kolay, aylarca gece gündüz çalışmıştık bu formül için. Olumsuz neticelerden etkilenip çoğu zaman bırakmak istesem de, kardeşlerim beni ikna etmiş ve çalışmaya tüm gayretimizle devam etmiştik. Bu gece bu kadar emeğin sonucunu almalıydık. Ne olursa olsun almalıydık. Ben, tüm dikkatimi kazana vermişken Praskovia’nın hayal âlemine daldığını hissedebiliyordum; çünkü böyle durumlarda sessiz kalmayan biriydi, o. Kazanın fokurdamaya başlamasıyla, birkaç adım geriledim. Çıkan ses, önceki denemelerimizde olduğu gibi bir paf sesi değildi. Bu sefer hepsinden farklı bir şekilde kazan fokurduyordu. Yüzümde beliren gülümsemeyle, Praskovia’ya döndüm. Kendinden emin olmasına rağmen, onun da şaşırdığını görebiliyordum. Sanırım bu defa kazanda yarı akışkan bir madde ile karşılaşmayacaktık. Bu defa gerçekten tozu elde edecektik; ancak bu formülün olduğu anlamına gelmezdi. Her ihtimale karşı birilerinin üzerinde denemeliydik ve bu sefer Praskovia’nın denek olarak getirdiği ev cinlerinden biri yoktu. Kazandaki fokurdamalar azalırken, Praskovia kazana yaklaşmış ve parmaklarını etrafında gezdirmeye başlamıştı. “ Sence artık olmuş mudur?” Yüzündeki endişeyi görebiliyordum. Bu defa başaramazsak, onun da benimde yıkılacağımızdan emindim. Ama ben ondan çok daha çabuk pes edecektim. “ Bilemiyorum, sanırım kıvam istediğimiz gibi; ancak bu formülün işe yarayacağını göstermez. Birinin üzerinde denemeliyiz. Ev cinin nerede?” Rahatlığı beni korkutmaya başlamıştı. Başından beri bunu hep ev cinleri üzerinde denemiştik; ancak bu sefer etrafta onlardan birini göremiyordum. Bir insan üzerinde denemek her ne kadar daha doğru olsa da böyle bir şey için hayatını tehlikeye atacak kimseyi bulamazdık. Praskovia eğer aklımdan geçen şeyi yapmayı planlıyorsa, bu işi hafife alıyor demekti ve buna izin vereceğimi düşünmemeliydi.

- Renklendirme için özür.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Julija Volkova
Sihir Basını Başı / Dırdırcı Editörü


Mesaj Sayısı : 52
Kayıt tarihi : 21/01/10

RPG
RPG Düzeyi:
50/50  (50/50)

MesajKonu: Geri: Valeria   Cuma Ocak 22, 2010 7:37 pm

Renklendirme şeysini biliyorum. Elli.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://evapsie-rpg.yetkinforum.com
 
Valeria
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Evapsie-Rpg :: Büyülü Dünyadan Fısıltılar :: Rol Oyunu :: Düzey Belirleme-
Buraya geçin: